Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), kişinin istemediği halde zihnine gelen düşünceler ve bu düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmak için tekrarladığı davranışlarla günlük yaşamı ciddi biçimde etkileyebiliyor.
Bazı kişiler için bu durum sürekli el yıkama, kapıları veya ocağı tekrar tekrar kontrol etme şeklinde ortaya çıkarken, bazı kişilerde sayma, düzenleme ya da belirli düşüncelerden kaçınma davranışları görülebiliyor.
OKB ile uzun yıllar yaşayan Alex ve Jess’in deneyimleri de hastalığın kişinin sosyal yaşamından iş hayatına kadar birçok alanı etkileyebildiğini gösteriyor.
Takıntılar günlük hayatı kontrol etmeye başlayabiliyor
Alex’in takıntıları yaklaşık 13 yaşında başladı. Üzerinde belirli sayıda eşya bulundurma ve telefonunda belirli sayıda kişi kayıtlı tutma gibi davranışlarla başlayan süreç, zamanla daha ağır bir hale geldi.
Kapı kollarına dokunmak, umumi tuvaletleri kullanmak ya da başka birinin çalışma masasına temas etmesi bile yoğun kaygıya neden olmaya başladı.
Alex, bir dönem her tuvalet kullanımından sonra duş aldığını, ellerini uzun süre yıkadığını ve kullandığı bazı eşyaları temizlemek yerine attığını anlatıyor.
Bu noktada takıntılı düşünceler ve onları azaltmak için yapılan davranışlar, kişinin günlük yaşamını belirleyen bir döngüye dönüşebiliyor.
OKB’de düşünce neden zihinden çıkmıyor?
Psikolog Paul Salkovskis’in bilişsel açıklamasına göre süreç, herkesin zaman zaman yaşayabileceği istemsiz bir düşünceyle başlayabiliyor.
Örneğin bir kişinin aklına “Ocağı kapatmadım” düşüncesi gelebiliyor. Çoğu insan kısa süre sonra bu düşünceyi önemsemeyip günlük hayatına devam edebiliyor.
OKB yaşayan kişilerde ise aynı düşünce ciddi bir tehdit olarak değerlendirilebiliyor. “Ya gerçekten kapatmadıysam ve yangın çıkarsa?” şeklindeki endişe giderek güçlenebiliyor.
Bonn Üniversite Hastanesi’nde görev yapan psikoterapist Dr. Katharina Bey’e göre kişinin ocağı tekrar tekrar kontrol etmesi, kaygıyı kısa süreliğine azaltıyor ancak düşüncenin önemli ve tehlikeli olduğu algısını da güçlendirebiliyor.
Böylece takıntı ve kompulsif davranış birbirini besleyen bir döngü oluşturabiliyor.
İstenmeyen düşünceler kişinin gerçek isteği anlamına gelmiyor
OKB’de bazı düşünceler kişinin kendisi açısından son derece rahatsız edici olabiliyor.
Saldırganlık, cinsellik ya da başkasına zarar verme gibi konularda ortaya çıkan istemsiz düşünceler, kişide yoğun suçluluk ve korkuya neden olabiliyor.
Dr. Bey, bu tür düşüncelerin kişinin gerçek arzusu veya karakteriyle aynı anlama gelmediğine dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre bu düşüncelerin kişiye yabancı ve rahatsız edici gelmesi, onların daha tehditkâr algılanmasına yol açabiliyor.
Genetik ve çevresel faktörler birlikte değerlendiriliyor
OKB’nin ortaya çıkışında tek bir neden üzerinde durulmuyor.
Bilimsel araştırmalar genetik yatkınlığın rol oynayabileceğini gösterirken, çevresel deneyimlerin de hastalığın gelişiminde etkili olabileceği düşünülüyor.
Dr. Bey, biyolojik yatkınlık ile çevresel faktörlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Kontrol kaybı hissi yaratan yaşam olaylarının bazı kişilerde belirtilerin ortaya çıkmasına veya ağırlaşmasına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor. Ancak bu ilişkilerin her birey için aynı olmadığı ve tek başına nedensellik anlamına gelmediği vurgulanıyor.
Tedavide maruz bırakma ve tepki önleme öne çıkıyor
OKB tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri, bilişsel davranışçı terapi kapsamında uygulanan maruz bırakma ve tepki önleme yaklaşımı.
Bu yöntemde kişi, kendisinde kaygı oluşturan durumlarla kontrollü biçimde karşılaşıyor ancak alışılmış kompulsif davranışı gerçekleştirmemeye çalışıyor.
Amaç, kişinin zaman içinde kaygının kompulsif davranış olmadan da azalabildiğini deneyimlemesi.
Dr. Bey, korku ve gerginliğin tamamen bastırılmaya çalışılması yerine bunlara belirli ölçüde alan tanınmasının tedavinin önemli parçalarından biri olduğunu belirtiyor.
İlaç tedavisi de kullanılabiliyor
Bazı hastalarda psikoterapinin yanı sıra psikiyatri uzmanı değerlendirmesiyle ilaç tedavisi de uygulanabiliyor.
Jess, seçici serotonin geri alım inhibitörleri olarak bilinen SSRI grubu ilaçların kendisinin günlük yaşama yeniden katılabilmesine ve terapiye başlayabilmesine yardımcı olduğunu anlatıyor.
Hangi tedavinin uygun olduğuna ise kişinin belirtileri ve genel sağlık durumu değerlendirilerek uzman hekim tarafından karar verilmesi gerekiyor.
Tedaviyle yaşam kalitesi artırılabiliyor
Alex ve Jess, terapi sonrasında takıntılarının tamamen ortadan kalkmadığını ancak bu düşünce ve dürtülerle başa çıkmayı öğrendiklerini belirtiyor.
Kompulsif davranışları uygulamadan kaygının geçmesini beklemeyi öğrenmenin günlük yaşamlarını önemli ölçüde değiştirdiğini ifade ediyorlar.









