Pasifik Okyanusu’nun derinliklerinde yer alan ve ABD’nin Idaho eyaletinden daha büyük bir alanı kaplayan Melanezya Sınır Platosu’nun milyonlarca yıllık oluşum geçmişi bilim insanları tarafından ayrıntılı şekilde ortaya çıkarıldı.
Solomon Adaları’nın doğusunda, Fiji yakınlarında bulunan dev su altı yapısının geçmişte düşünüldüğü gibi tek ve büyük bir volkanik olay sonucunda meydana gelmediği belirlendi. Araştırmacılara göre plato, yaklaşık 120 milyon yıl önce başlayan ve on milyonlarca yıl boyunca devam eden farklı volkanik faaliyetlerin birleşmesiyle bugünkü halini aldı.
Dinozorlar döneminde oluşmaya başladı
Earth and Planetary Science Letters dergisinde yayımlanan araştırmaya göre Melanezya Sınır Platosu’nun oluşum süreci yaklaşık 120 milyon yıl önce, Kretase döneminde başladı.
Yaklaşık 145 milyon yıl önce başlayıp 66 milyon yıl önce sona eren Kretase, dinozorların Dünya’daki hâkimiyetini sürdürdüğü son büyük jeolojik dönem olarak biliniyor.
Bu nedenle Pasifik’in altındaki dev yapının ilk bölümleri, dinozorların hâlâ gezegende yaşadığı dönemde oluşmaya başladı.
Tek patlama değil, dört ayrı volkanik dönem
Araştırmanın en önemli bulgularından biri, Melanezya Sınır Platosu’nun oluşumunda dört farklı volkanik faaliyet döneminin rol oynadığının belirlenmesi oldu.
Bilim insanları, bu süreçlerin aynı jeolojik mekanizma tarafından oluşturulmadığını düşünüyor. Farklı dönemlerde ortaya çıkan volkanik hareketlerin milyonlarca yıl boyunca birbirinin üzerine eklenmesiyle devasa su altı platosunun şekillendiği değerlendiriliyor.
Bu bulgu, okyanus tabanındaki büyük volkanik yapıların oluşumuna ilişkin mevcut görüşlerin yeniden değerlendirilmesine katkı sağlayabilir.
Okyanus tabanındaki dev yapılar sanılandan karmaşık
Çalışmanın başyazarı ve Nevada Üniversitesi’nde jeoloji bilimci olan Kevin Konrad, okyanusların altında bulunan büyük volkanik yapıların oluşum süreçlerinin hâlâ tam olarak anlaşılmadığına dikkat çekti.
Bazı yapıların tek ve son derece büyük bir magma hareketinin ürünü olabileceğini belirten Konrad, Melanezya Sınır Platosu’nun ise çok daha uzun bir jeolojik gelişim sürecine sahip olduğunu ifade etti.
İlk bakışta tek bir dev volkanik olay sonucunda oluşmuş gibi görünen bazı okyanus tabanı yapılarının ayrıntılı incelendiğinde, aslında on milyonlarca yıla yayılan farklı olayların birleşiminden meydana geldiği ortaya çıkabiliyor.
Oluşum biçimi iklim açısından da önemli
Dev volkanik yapıların hangi zaman aralığında meydana geldiğinin belirlenmesi bilim insanları açısından ayrı bir önem taşıyor.
Çok büyük miktarda magmanın kısa süre içerisinde yüzeye çıkması, atmosfere yayılan gazlar nedeniyle küresel çevre ve iklim üzerinde önemli etkiler oluşturabiliyor.
Buna karşılık aynı büyüklükteki bir yapının milyonlarca yıl boyunca aşamalı şekilde meydana gelmesi, Dünya sistemi üzerinde farklı sonuçlar yaratabiliyor.
Melanezya Sınır Platosu’nun geçmişinin çözülmesi bu nedenle yalnızca bölgesel jeolojiyi değil, geçmişteki büyük volkanik olayların gezegen üzerindeki etkilerini anlamak açısından da önem taşıyor.
Beş haftalık araştırma görevi kritik veriler sağladı
Platonun oluşum geçmişinin aydınlatılmasında 2013 yılında bölgede gerçekleştirilen beş haftalık bilimsel araştırma görevi önemli rol oynadı.
Bilim insanları deniz tabanından topladıkları örnekleri ve jeolojik verileri inceleyerek yapının farklı kesimlerinin yaşlarını belirlemeye çalıştı.
Analizler sonucunda ilk volkanik faaliyetlerin yaklaşık 120 milyon yıl önce başladığı ve yapının daha sonraki dönemlerde meydana gelen farklı volkanik süreçlerle büyümeye devam ettiği sonucuna ulaşıldı.
Pasifik’in altında 120 milyon yıllık jeolojik arşiv
Melanezya Sınır Platosu üzerindeki çalışmalar, Pasifik Okyanusu’nun milyonlarca yıllık jeolojik gelişimine ilişkin de yeni ipuçları sunuyor.
Araştırma, bugün okyanus tabanında tek bir bütün olarak görünen dev yapıların, gerçekte birbirinden milyonlarca yıl uzakta gerçekleşmiş jeolojik olayların birleşimi olabileceğini gösteriyor.
Yaklaşık 120 milyon yıllık geçmişe sahip Melanezya Sınır Platosu, dinozorların yaşadığı dönemden günümüze kadar Pasifik’in altında devam eden jeolojik dönüşümün önemli kayıtlarından biri olarak değerlendiriliyor.









