Kudüslü sivil toplum aktivisti Osama Barham, kentteki Hristiyan nüfusun giderek artan baskılarla karşı karşıya kaldığını savunarak, Müslümanlar ile Hristiyanların Kudüs’te uzun yıllardır iç içe yaşadığını söyledi.
Sputnik’e konuşan Barham, özellikle son yıllarda Hristiyan din adamlarına, kiliselere ve dini mekânlara yönelik taciz ve saldırıların arttığını öne sürdü. Barham, söz konusu olayların münferit vakalar olarak görülmemesi gerektiğini savundu.
Kudüs’te Hristiyanlara yönelik taciz olaylarının arttığına ilişkin benzer değerlendirmeler farklı kaynaklara da yansıdı., Ağustos 2026’da yayımladığı haberinde özellikle Eski Şehir’de Hristiyanlara yönelik tükürme, sözlü taciz ve fiziksel saldırı vakalarında artış yaşandığını aktardı.
“Müslümanlar ve Hristiyanlar tek bir aile gibi yaşıyor”
Barham, Kudüs’te yaşayan Müslüman ve Hristiyan toplulukların tarihsel olarak ortak bir sosyal hayatı paylaştığını belirterek iki toplum arasında oluşturulmaya çalışılan gerilimlere karşı ortak dayanışmanın korunması gerektiğini söyledi.
Hristiyanlara yönelik saldırıların dini ve etnik saiklerle gerçekleştirildiğini savunan Barham, özellikle 7 Ekim 2023 sonrasında bu tür olayların daha görünür hale geldiğini ileri sürdü.
’ın Mayıs 2026’da yayımladığı görüntülü haberde de Kudüs Rum Ortodoks Başpiskoposu Theodosios Atallah Hanna, Hristiyan din insanlarının hakaret, tükürme ve saldırılarla karşı karşıya kaldığını söylemiş ve bazı kiliselerin de hedef alındığını belirtmişti.
Rahibeye yönelik saldırı tartışma yaratmıştı
Barham, Kudüs’te dini kıyafetli bir Hristiyan kadına yönelik saldırıyı da gündeme getirerek fail hakkındaki yargı sürecini eleştirdi.
Associated Press’in aktardığına göre Kudüs’te bir Katolik rahibeye saldıran kişi, mahkeme tarafından saldırıyı gerçekleştirdiği kabul edilmesine rağmen olay sırasında psikotik durumda bulunduğu gerekçesiyle cezai sorumluluktan muaf tutuldu ve psikiyatrik tedaviye gönderildi. Karar, bazı Hristiyan temsilciler tarafından eleştirildi.
Bu nedenle Barham’ın “saldırganlar korunuyor” şeklindeki değerlendirmesi kendi yorumu niteliğinde bulunuyor; söz konusu davada mahkeme kararının dayanağı psikiyatrik değerlendirme oldu.
Ben-Gvir’e yönelik suçlama doğrulanmış değil
Barham, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in kiliselere ve Hristiyanlara yönelik saldırılara siyasi zemin hazırladığını öne sürdü.
Ancak Ben-Gvir’in doğrudan kiliselere yönelik saldırılara “onay verdiğini” doğrulayan resmi veya bağımsız bir kanıt bulunmuyor. Bu nedenle söz konusu ifade Barham’ın siyasi değerlendirmesi olarak aktarılmalı.
Bununla birlikte İsrail’de aşırı sağcı ve dini milliyetçi grupların Hristiyanlara yönelik tacizleri konusunda Hristiyan kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının uzun süredir uyarılar yaptığı biliniyor. resmi kaynaklara göre bazı izleme kuruluşları son aylarda Kudüs’te neredeyse her gün Hristiyanlara yönelik bir taciz vakası kaydedildiğini bildirdi.
Kiliselerin vergilendirilmesi de tartışma konusu
Kudüs’teki Hristiyan kurumların karşı karşıya olduğu bir başka tartışma ise belediye vergileri.
2026 yazında Kudüs Belediyesi’nin bazı kilise mülklerine yönelik Arnona emlak vergisi uygulaması yeniden gündeme geldi. Hristiyan liderler, ibadethane, eğitim, sağlık ve hayır kurumlarına ilişkin tarihsel vergi muafiyetlerinin korunması gerektiğini savundu.
Benzer bir anlaşmazlık 2018 yılında da yaşanmış ve Hristiyan kiliselerinin liderleri protesto amacıyla Kutsal Kabir Kilisesi’ni geçici olarak kapatmıştı.
Hristiyan temsilciler kalıcı koruma istiyor
Son dönemde yaşanan olaylar nedeniyle Kudüs’teki Hristiyan dini kurumları, ibadet özgürlüğünün korunması ve din adamlarına yönelik saldırılara karşı daha etkili önlemler alınması çağrısında bulunuyor.
Mart 2026’da Kudüs Latin Patriği Kardinal Pierbattista Pizzaballa ile Kutsal Topraklar Muhafızı Francesco Ielpo’nun Palm Sunday ayini için Kutsal Kabir Kilisesi’ne girişinin İsrail polisi tarafından engellenmesi de kilise yönetimlerinin tepkisine yol açmıştı. Latin Patrikliği ve Kutsal Topraklar Muhafızlığı olayı “ciddi bir emsal” olarak nitelendirmişti.
Kudüs’teki Hristiyan varlığının geleceğine ilişkin tartışmalar sürerken, dini liderler ve sivil toplum temsilcileri kentteki farklı inanç gruplarının güvenli biçimde ibadet edebilmesi ve tarihsel dini yapının korunması gerektiğini vurguluyor.









