Suudi Arabistan, Ortadoğu’da genişleyen çatışmaların baskısını giderek daha fazla hissediyor. Ülkenin kritik petrol altyapısının hedef alınması, Yemen’deki Husilerin saldırılarını artırması ve Riyad’ın ABD’den beklediği doğrudan askeri desteği alamaması, krallığın önündeki seçenekleri daraltıyor.
The New York Times tarafından yayımlanan analizde, Suudi Arabistan’ın mevcut durumunun uzmanlar tarafından bir “stratejik şok” olarak değerlendirildiği aktarıldı. Analize göre Riyad yönetimi, ABD-İran savaşının doğrudan tarafı olmamaya çalışmasına rağmen çatışmanın ekonomik ve güvenlik sonuçlarının merkezine doğru sürükleniyor.
Petrol ihracatında kritik hat devre dışı kaldı
Suudi Arabistan üzerindeki baskının en önemli nedenlerinden biri ülkenin Doğu-Batı petrol boru hattına yönelik saldırı oldu.
Basra Körfezi kıyılarından Kızıldeniz’deki Yanbu terminaline kadar uzanan yaklaşık 1.200 kilometrelik hat, Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan petrol ihraç edebilmesi nedeniyle Riyad açısından stratejik önem taşıyor.
Suudi Arabistan, saldırının İran destekli Iraklı milisler tarafından gerçekleştirildiğini açıklarken, hat güvenlik gerekçesiyle devre dışı bırakıldı. ’a göre uzun süreli bir kesinti, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 4’ünü etkileyebilecek büyüklükte.
Öte yandan İran destekli Husilerin Yemen’in batı kıyısındaki ilerleyişi ve Suudi Arabistan’a yönelik füze ve saldırılarını artırması, krallığın Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirdiği petrol ihracatı açısından da yeni riskler doğurdu.
Riyad ABD’den doğrudan askeri destek istedi
Bölgedeki gelişmelerin ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, ABD Başkanı Donald Trump’tan Husilere karşı doğrudan askeri destek istediği bildirildi.
Ancak Washington bu aşamada Husilere yönelik doğrudan Amerikan saldırılarına onay vermedi. ABD yönetiminin Suudi Arabistan’a istihbarat paylaşımı ve hedef belirleme konusunda destek vermeyi sürdürdüğü belirtildi.
Trump yönetiminin tutumu, Riyad’da hayal kırıklığına yol açtı. ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, mevcut tabloyu Suudiler açısından “en kötü senaryo” olarak değerlendirdi.
Ratney’e göre Riyad’ın yıllardır Washington ile güçlü bir güvenlik ortaklığı kurmasının temel nedenlerinden biri tam da bu tür bölgesel krizlerde Amerikan desteğine güvenebilmekti.
Husi saldırıları Suudi Arabistan üzerindeki baskıyı artırdı
Husiler son olarak Suudi Arabistan’ın güneyindeki Hamis Muşayt bölgesinde bulunan askeri hava üssünü onlarca füze ve insansız hava aracıyla hedef aldıklarını açıkladı.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona göre saldırılar nedeniyle 13 sivil yaralandı.
Husilerin aynı zamanda Yemen’in Kızıldeniz kıyısında yeni bölgeleri kontrol altına alması ve Babülmendep Boğazı çevresindeki etkisini artırması, bölgedeki deniz ticareti açısından da endişeleri büyütüyor.
Bu gelişmeler, Hürmüz Boğazı’ndaki sorunlar nedeniyle alternatif ihracat güzergâhlarına yönelen Suudi Arabistan açısından baskıyı iki yönlü hale getiriyor.
İran ile diplomasi girişimi de ertelendi
Riyad yönetimi bir taraftan askeri tehditlerle mücadele ederken diğer taraftan İran ile diplomatik temas kurmanın yollarını arıyor.
Umman’da İran, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin katılımıyla yapılması planlanan görüşme ise tarafların pozisyonlarındaki farklılıkların devam ettiği bir dönemde ertelendi.
, görüşmelerin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması amacıyla planlandığını ancak Umman’ın toplantının ertelendiğini duyurduğunu bildirdi. İran ise ertelemenin Suudi Arabistan’ın talebi üzerine gerçekleştiğini öne sürdü.
Yeni seçenek diplomasi olabilir
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu eski Bakan Yardımcısı Barbara Leaf, Suudi Arabistan’ın bundan sonraki süreçte diplomatik girişimlere ağırlık vermesinin daha olası olduğunu değerlendirdi.
Leaf’e göre Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’in geçmişte Husilere karşı yürüttüğü askeri operasyonlara rağmen soruna kalıcı bir askeri çözüm bulunamadı.
Bu nedenle Riyad’ın İran ve diğer bölge ülkeleriyle yeni bir diplomatik formül geliştirmeye çalışabileceği belirtiliyor. Suudi Arabistan’ın çözüm arayışında Çin’i yeniden devreye sokması da ihtimaller arasında gösteriliyor.
Çin yeniden devreye girebilir
Çin, 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik anlaşmaya aracılık etmişti.
Ancak sonraki yıllarda bölgesel gerilimlerin yeniden yükselmesiyle bu yakınlaşmanın etkisi zayıfladı.
Analistlere göre Riyad yönetimi, mevcut güvenlik krizine rağmen ABD ile ilişkilerinde kamuoyu önünde sert bir kopuş görüntüsü vermekten kaçınabilir. Bunun yerine Washington ile güvenlik ilişkilerini korurken İran, Körfez ülkeleri ve Çin üzerinden yeni diplomatik kanallar oluşturmayı deneyebilir.
Suudi Arabistan’ın karşı karşıya olduğu tablo, Ortadoğu’daki çatışmaların yalnızca doğrudan savaşan ülkeleri değil, bölgenin enerji ihracatçılarını ve küresel petrol piyasalarını da giderek daha fazla etkilediğini ortaya koyuyor.









