Suriye’de siyasi ve ekonomik dengeleri değiştirebilecek önemli bir gelişme yaşandı. ABD, Suriye’yi 1979’dan bu yana bulunduğu “teröre destek veren ülkeler” listesinden resmen çıkardı. Kararın ardından açıklama yapan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ülkenin geçmişin ağır yükünü geride bırakarak kalkınma, yeniden imar ve inşa sürecine yöneldiğini söyledi.
Washington’ın 24 Ağustos 2026’da yürürlüğe koyduğu karar, Suriye’nin yaklaşık 47 yıl sonra bu statüden çıkarılması anlamına geliyor. ABD yönetiminin kararı, 45 günlük Kongre inceleme sürecinin tamamlanmasının ardından resmileşti. Reuters’a göre değişiklik, özellikle yabancı yatırımcılar ve finans kuruluşları açısından Suriye ile çalışmanın önündeki önemli hukuki ve uyum risklerinden birini ortadan kaldırıyor.
Şara: Suriye yeni bir döneme giriyor
Kararın ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Ahmed Şara, Suriye’nin uzun yıllar süren savaş, yaptırımlar ve uluslararası izolasyonun ardından yeni bir sayfa açtığını belirtti.
Şara, Suriye halkına seslenerek ülkenin yeniden kalkınma yoluna girdiğini ifade etti ve ABD Başkanı Donald Trump’a teşekkür etti.
Suriye Cumhurbaşkanı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Suriye halkını, Suriye'nin resmî olarak terör destekçisi ülkeler listesinden çıkarılması dolayısıyla tebrik ediyor, bu tarihî karar için Sayın Başkan Donald Trump'a teşekkür ediyor ve Suriye ile Suriyelilerin yanında duran tüm kardeşlerimize ve dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”
Şara, paylaşımına eşlik eden videolu mesajında ise:
“Yüce Allah'tan, size hizmet etme konusunda bize güç vermesini diliyorum.”
ifadelerini kullandı.
Suriye lideri, ülkesinin artık acılarla dolu geçmişinden uzaklaşarak kalkınma, yeniden yapılanma ve ekonomik toparlanmaya odaklanacağını belirtti.
Suriye 1979’dan beri listede bulunuyordu
Suriye, ABD tarafından 29 Aralık 1979’da “teröre destek veren ülkeler” listesine alınmıştı. Bu statü, Washington’ın Şam yönetimiyle ekonomik ve diplomatik ilişkilerinde uzun yıllar boyunca en önemli kısıtlamalardan biri oldu.
Statü kapsamında Amerikan dış yardımları, savunma ürünleri, bazı çift kullanımlı teknolojiler ve finansal işlemler üzerinde çeşitli sınırlamalar uygulanabiliyordu.
Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinin ardından ise ABD ile yeni Suriye yönetimi arasında hızlı bir diplomatik yakınlaşma başladı. Ahmed Şara yönetiminin Washington ve bölge ülkeleriyle yürüttüğü temaslar, yaptırımların aşamalı olarak gevşetilmesi sürecini beraberinde getirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2025’te Suriye’ye yönelik kapsamlı ekonomik yaptırım programının sona erdirilmesini öngören kararnameyi imzalamıştı. ABD Hazine Bakanlığı da bu karar doğrultusunda yüzlerce kişi ve kuruluş üzerindeki yaptırımları kaldırmış, ancak Esed yönetimiyle bağlantılı kişiler, insan hakları ihlalleriyle ilişkilendirilen aktörler ve bazı güvenlik tehditlerine yönelik hedefli yaptırımları korumuştu.
Bu nedenle son karar, Suriye üzerindeki bütün yaptırımların tek seferde kaldırılması anlamına gelmiyor. Ancak “teröre destek veren ülke” statüsünün sona ermesi, özellikle bankacılık, dış ticaret ve uluslararası yatırım açısından önemli bir engelin daha ortadan kalkması anlamına geliyor.
Yabancı yatırımın önündeki önemli engellerden biri kalktı
Suriye yönetiminin önündeki en önemli sorunlardan biri, savaş sonrası yeniden yapılanma için gerekli yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi.
Reuters’ın aktardığına göre teröre destek veren ülke statüsü, diğer yaptırımların gevşetilmesine rağmen uluslararası bankalar ve büyük şirketler açısından ciddi bir hukuki risk oluşturuyordu. Bu nedenle birçok kurum Suriye ile ticari ilişki kurmakta temkinli davranıyordu.
Son kararın özellikle uluslararası bankacılık işlemleri, para transferleri, yabancı yatırımlar ve büyük altyapı projeleri açısından Şam yönetiminin elini güçlendirebileceği değerlendiriliyor. Mastercard’ın Suriye’de uluslararası kartlı ödeme altyapısı üzerinde çalışması ve bazı büyük Amerikan finans kuruluşlarının ülkedeki fırsatları değerlendirmesi de ekonomik normalleşmenin işaretleri arasında gösteriliyor.
Suriye’nin yeniden imarı için 216 milyar dolar gerekiyor
Ahmed Şara’nın “yeniden imar ve inşa” mesajının arkasında oldukça ağır bir ekonomik tablo bulunuyor.
Dünya Bankası tarafından hazırlanan kapsamlı değerlendirmeye göre, 2011-2024 yılları arasındaki çatışmalar sonucunda Suriye’nin yeniden yapılanmasının maliyetinin yaklaşık 216 milyar dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor.
Ülkedeki altyapı, konutlar ve ticari yapılar üzerindeki doğrudan fiziksel zararın yaklaşık 108 milyar dolar olduğu hesaplandı. Savaş nedeniyle Suriye’nin çatışma öncesindeki toplam sermaye stokunun yaklaşık üçte birinin zarar gördüğü belirtildi.
Dünya Bankası’nın hesaplamalarına göre yeniden yapılanma maliyetinin 140 milyar dolar ile 345 milyar dolar arasında değişmesi mümkün. Kurumun temel tahmini ise 216 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
Bu tutar, Suriye’nin 2024 yılı için tahmin edilen ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 10 katına karşılık geliyor. Dolayısıyla Şam yönetiminin ülkeyi yalnızca iç kaynaklarla yeniden inşa etmesinin oldukça güç olduğu değerlendiriliyor.
Altyapı ve temel hizmetler öncelikli
Yıllar süren çatışmalar Suriye’de yalnızca konutları değil, elektrik şebekelerinden su sistemlerine, hastanelerden ulaşım altyapısına kadar çok geniş bir alanı etkiledi.
Dünya Bankası verilerine göre ülkedeki su altyapısının yarısından fazlası ve atık su arıtma tesislerinin yaklaşık yüzde 70’i ağır hasar gördü. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar son dönemde Suriye’nin temel kamu hizmetlerini yeniden ayağa kaldırmaya yönelik finansman programlarını artırıyor.
Dünya Bankası, Nisan 2026’da yalnızca su ve sağlık hizmetlerinin yeniden güçlendirilmesi için 225 milyon dolarlık finansmanı onayladı. Projelerden yaklaşık 4,5 milyon Suriyelinin yararlanması hedefleniyor.
Ekonomik toparlanma başladı ancak riskler sürüyor
Dünya Bankası’nın 2026 değerlendirmeleri, yaptırımların hafifletilmesi, enerji arzındaki iyileşme, geri dönüşlerin hızlanması ve yeni yatırımlar sayesinde Suriye ekonomisinde toparlanma işaretleri görüldüğüne işaret ediyor.
Buna karşın güvenlik sorunları, yüksek yaşam maliyetleri, bankacılık sistemindeki kısıtlar ve ülkenin ihtiyaç duyduğu devasa yeniden yapılanma finansmanı ekonomik görünüm üzerindeki başlıca riskler olmaya devam ediyor.
Suriye ekonomisi savaş yıllarında büyük ölçüde küçüldü. Dünya Bankası’na göre ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası 2010 ile 2022 arasında reel olarak yaklaşık yüzde 53 gerilerken, 2024’te nominal ekonomik büyüklük yaklaşık 21,4 milyar dolar olarak tahmin edildi.
Washington ile Şam arasında yeni dönem
ABD’nin aldığı son karar yalnızca ekonomik açıdan değil, Washington-Şam ilişkilerindeki dönüşüm bakımından da tarihi bir adım olarak değerlendiriliyor.
Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden sonra Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetim Batılı ülkeler ve bölgesel aktörlerle ilişkilerini yeniden kurmaya yöneldi. ABD de bu süreçte yaptırımların gevşetilmesi ve Suriye’nin uluslararası ekonomik sisteme yeniden dahil edilmesi yönünde adımlar attı.
ABD yönetimi, Suriye’ye yönelik ekonomik açılımı sürdürürken Esed ve yakın çevresi, terör örgütleriyle bağlantılı kişiler, uyuşturucu ticareti ve bölgesel istikrarsızlıkla ilişkilendirilen aktörlere yönelik hedefli yaptırımların devam edeceğini daha önce açıklamıştı.
Şara’nın önündeki en büyük sınav yeniden imar
“Teröre destek veren ülke” statüsünün kaldırılması, Suriye açısından önemli bir diplomatik eşik olsa da ülkenin önünde uzun ve maliyetli bir yeniden yapılanma dönemi bulunuyor.
Elektrik, su, sağlık, konut ve ulaşım altyapısının yeniden kurulması; yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi; bankacılık sisteminin küresel finans ağına yeniden bağlanması ve milyonlarca insanın ekonomik hayata döndürülmesi Şam yönetiminin temel başlıkları arasında yer alıyor.
Ahmed Şara’nın “kalkınma, yeniden imar ve inşa” vurgusu da yeni dönemde Suriye yönetiminin siyasi gündeminin yanında ekonomik toparlanmayı öncelikli hedef haline getireceğine işaret ediyor.
ABD’nin yaklaşık 47 yıl sonra aldığı kararın önümüzdeki dönemde uluslararası yatırımların Suriye’ye dönüşünü ne ölçüde hızlandıracağı ise ülkenin güvenlik ortamı, siyasi istikrarı ve ekonomik reformlarının seyriyle birlikte ortaya çıkacak.









