Washington uzun yıllardır İran kaynaklı siber faaliyetleri casusluk, veri hırsızlığı, sabotaj ve dezenformasyon tehdidi üzerinden değerlendiriyordu. Ancak 2026’daki ABD-İran çatışması, siber operasyonlarla sahadaki askeri harekât arasındaki sınırın giderek ortadan kalktığını gösteren yeni örnekleri gündeme taşıdı.
Temmuz ayında ortaya çıkan telekomünikasyon verileri, İran bağlantılı aktörlerin Orta Doğu’da görev yapan ABD askeri personeli ve yüklenicilerinin cep telefonlarının konumlarını belirlemek amacıyla mobil iletişim altyapısını hedeflediğini ortaya koydu. Financial Times'ın Mobile Surveillance Monitor verileri ve konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, girişimlerde küresel telefon sisteminin eski fakat halen kullanılan parçalarından biri olan SS7 protokolünden yararlanıldı.
SS7 üzerinden Amerikan askerlerinin telefonları izlenmeye çalışıldı
SS7, farklı ülkelerdeki mobil operatörlerin telefon görüşmeleri, mesajlar ve dolaşım hizmetlerini birbirine bağlayabilmesini sağlayan bir sinyalizasyon sistemi.
Sistemin yıllardır bilinen güvenlik açıkları, gerekli ağ erişimine sahip kötü niyetli aktörlerin bir cep telefonunun yaklaşık konumuna ilişkin sorgular gönderebilmesine olanak tanıyabiliyor.
Temmuz ayında yayımlanan verilere göre Orta Doğu’daki telekomünikasyon ağları, belirli telefonların konumunu belirlemeye yönelik çok sayıda SS7 sorgusunu engelledi. Siber güvenlik uzmanları, hareketlerin koordineli bir takip girişimine işaret ettiğini değerlendirdi.
İran’ın bu yöntemle Irak, Bahreyn ve bölgedeki diğer ülkelerde ABD personeliyle bağlantılı cihazların konumlarını belirlemeye çalıştığı bildirildi.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Açık kaynaklardaki veriler, her SS7 sorgusunun başarıyla sonuçlandığını veya elde edilen her konum bilgisinin doğrudan bir füze sistemine otomatik olarak aktarıldığını kanıtlamıyor. Buna karşılık ABD’li ve bağımsız güvenlik uzmanları, bu tür verilerin askeri hedef belirleme sürecine katkı sağlayabilecek istihbarat üretmek için kullanılabileceğini değerlendiriyor.
Siber istihbarat sahadaki saldırılarla birleşiyor
İran’ın yaklaşımındaki dikkat çekici değişim yalnızca cep telefonu takibiyle sınırlı değil.
Washington merkezli düşünce kuruluşu CSIS’in Ağustos 2026’da yayımladığı değerlendirmeye göre İran’ın siber faaliyetleri, savaşın başlamasının ardından doğrudan askeri hedefleri destekleyecek şekilde yeniden şekillendi. CSIS, SS7 üzerinden toplanan konum bilgilerinin ABD askerlerinin yerlerinin belirlenmesine ve kinetik saldırıların hedeflenmesine yardımcı olduğunu aktardı.
İran bağlantılı aktörlerin ayrıca çeşitli ülkelerdeki güvenlik kameralarını hedeflediği; bu görüntülerin hem olası hedeflerin belirlenmesinde hem de saldırıların ardından meydana gelen hasarın değerlendirilmesinde kullanılmaya çalışıldığı bildirildi.
Bu tablo, klasik anlamdaki “bir sistemi hacklemek ve elde edilen bilgileri yayımlamak” anlayışından farklı bir savaş modeline işaret ediyor.
Ele geçirilen veya açık kaynaklardan toplanan dijital veriler artık keşif, hedef belirleme ve saldırı sonrası hasar değerlendirmesi gibi askeri süreçlerin bir parçasına dönüşebiliyor.
Pentagon cep telefonlarının oluşturduğu riski kabul etti
Tehdidin boyutu ABD ordusunun aldığı önlemlere de yansıdı.
CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, temmuz sonunda ABD askerlerine gönderdiği mesajda personelin cep telefonu görüntülerinin ve sosyal medyada yayımlanan içeriklerin İran’a Amerikan üslerine yönelik saldırıların sonuçları hakkında bilgi sağlayabileceği uyarısında bulundu.
Cooper’ın uyarısının ardından Orta Doğu’da görev yapan bazı ABD askerlerinin cep telefonlarına yönelik daha sıkı kısıtlamalar uygulanmasının değerlendirildiği bildirildi.
Özellikle Ürdün’de görev yapan bazı personele telefonlarının geçici olarak alınabileceğinin söylendiği Reuters tarafından aktarıldı.
Bu önlemlerin temelinde yalnızca telefonların hacklenmesi riski bulunmuyor. Konum bilgileri, sosyal medya görüntüleri, akıllı gözlük kayıtları, reklam teknolojileri ve ticari olarak satılan konum verileri de askeri istihbarat açısından kullanılabilecek bilgiler üretebiliyor.
Meta gözlükle çekilen görüntü bile istihbarata dönüşebiliyor
ABD ordusunun endişesini artıran olaylardan biri temmuz ayında Ürdün’de yaşandı.
İran’ın Muwaffaq Salti Hava Üssü’ne gerçekleştirdiği saldırı sırasında bir Amerikan askerinin Meta akıllı gözlüğüyle kaydettiği görüntüler sosyal medyada yayımlandı. Görüntülerde askerlerin füze ve İHA saldırısı sırasında hangi noktaya sığındığı görülebiliyordu.
CENTCOM Komutanı Cooper, bu tür içeriklerin İran’a saldırının isabet edip etmediği konusunda ücretsiz ve hızlı bir savaş hasar değerlendirmesi sağladığı uyarısında bulundu.
ABD ordusuna göre bir saldırının hedefi 50 metreyle kaçırıp kaçırmadığı, boş bir piste mi yoksa kritik bir tesise mi isabet ettiği gibi bilgilerin kamuya açık görüntülerden anlaşılması, sonraki saldırıların daha hassas planlanmasına yardımcı olabilir.
İran’ın siber faaliyetlerinde Rusya bağlantısı da gündemde
Siber savaşın askeri operasyonlarla birleştiğine ilişkin tartışmalarda Rusya da gündeme geldi.
Reuters’ın nisan ayında incelediği Ukrayna istihbarat değerlendirmesine göre Rusya’nın İran’a Orta Doğu’daki askeri tesislere ilişkin uydu görüntüleri ve bazı siber destekler sağladığı ileri sürüldü. Batılı ve bölgesel güvenlik kaynakları da Rus uydu faaliyetlerinde artış yaşandığını ve İran’la görüntü paylaşımı yapıldığına ilişkin istihbarat bulunduğunu aktardı.
Söz konusu değerlendirmede bazı Amerikan askeri tesislerinin Rus uyduları tarafından görüntülenmesinden kısa süre sonra İran füzeleri ve İHA’ları tarafından hedef alındığı belirtildi.
Rusya ve İran’ın bazı siber gruplarının da ortak veya paralel operasyonlar yürüttüklerine ilişkin işaretler bulunduğu kaydedildi. Moskova ve Tahran ise bu iddiaların tamamını doğrulamış değil.
Yeni savaş modeli: Dijital bilgi fiziksel hedefe dönüşüyor
Gelişmeler askeri çevrelerde siber operasyon ile kinetik saldırı arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesine neden oluyor.
Geleneksel siber casuslukta temel amaç bilgi toplamak, sistemlere erişmek veya verileri çalmakken, yeni modelde dijital erişimin değeri sahadaki etkisiyle ölçülüyor.
Bir cep telefonunun yaklaşık konumu, bir güvenlik kamerasındaki görüntü veya sosyal medyada yayımlanan birkaç saniyelik video; başka istihbarat kaynaklarıyla birleştirildiğinde bir askeri hedef hakkında önemli ipuçları sağlayabiliyor.
İran’ın son dönemdeki uygulamaları da bu nedenle “siber-ateş gücü entegrasyonu” olarak tanımlanabilecek daha geniş bir dönüşümün örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. CSIS, İran’ın siber casusluk kapasitesini savaş hedefleriyle daha doğrudan uyumlu hale getirdiği değerlendirmesinde bulunuyor.
ABD açısından sorun yalnızca siber güvenlik değil
Pentagon açısından ortaya çıkan risk, yalnızca askeri bilgisayar ağlarının korunmasından ibaret değil.
Modern bir savaş alanında askerin kişisel telefonu, akıllı saati, uygulamalardan yayılan konum bilgileri, sosyal medya hesabı veya çevredeki ticari güvenlik kameraları farkında olunmadan istihbarat sensörüne dönüşebiliyor.
Bu nedenle füze savunma sistemlerinin güçlendirilmesi tek başına yeterli olmayabiliyor. Personelin dijital izlerinin azaltılması, ticari konum verilerinin kontrol edilmesi, telekomünikasyon altyapısındaki eski güvenlik açıklarının kapatılması ve saldırı sonrası bilgilerin kamuya açıklanma biçimi de askeri güvenliğin parçası haline geliyor.
2026’daki ABD-İran çatışmasının ortaya çıkardığı yeni tablo, siber alanın artık fiziksel savaşın yanındaki ayrı bir cephe olmaktan çıkıp doğrudan hedefleme zincirinin içine girebildiğini gösteriyor.
Ancak mevcut açık kaynak bilgiler, İran’ın tüm bu verileri gerçek zamanlı ve tamamen otomatik biçimde füze veya İHA sistemlerine aktardığını kesin olarak ortaya koymuyor. Doğrulanabilen nokta; İran bağlantılı aktörlerin ABD personelini dijital yöntemlerle takip etmeye çalıştığı, bu istihbaratın saldırıları destekleyebileceği ve ABD ordusunun söz konusu tehdidi ciddi bir operasyonel güvenlik problemi olarak gördüğü.








