Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin Osman Kavala hakkında açıkladığı yeni kararın ardından dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Uçum, AİHM kararının yanı sıra Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un karara ilişkin değerlendirmelerine de tepki gösterdi. Türkiye’deki yargı mercilerinin uluslararası kurumlar karşısında da bağımsız olması gerektiğini savunan Uçum, AİHM’in ulusal mahkemelerin üzerinde hiyerarşik bir üst mahkeme olmadığını vurguladı.
Uçum’un açıklamalarındaki en dikkat çekici bölüm ise AİHM’in Türkiye hakkında “siyasi hesaplarla” karar vermeye devam etmesi durumunda, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraflığının ve AİHM’e bireysel başvuru sisteminin gözden geçirilmesinin gündeme gelebileceği yönündeki sözleri oldu.
AİHM’den Kavala için yeni karar
AİHM Büyük Dairesi, 25 Ağustos 2026’da açıkladığı Kavala/Türkiye (No. 2) kararında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki birden fazla hakkı ihlal ettiğine hükmetti.
Mahkeme, Osman Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini belirtti ve mahkûmiyetinin doğurduğu sonuçların ortadan kaldırılmasını istedi. AİHM’in resmi açıklamasında, Kavala’nın mahkûmiyetinin Sözleşme hukuku bakımından geçersiz kabul edilmesi gerektiği ifade edildi.
Karar; Kavala’nın 2019’daki ilk AİHM kararından sonraki tutukluluğunu, devam eden yargılama sürecini ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını kapsıyor. Büyük Daire, özgürlük ve güvenlik hakkından adil yargılanma hakkına, ifade ve toplantı özgürlüğünden kötü muamele yasağına kadar altı Sözleşme hükmü bakımından ihlal tespitinde bulundu.
Uçum: “Asıl olan ulusal yetkilerdir”
Kararın ardından X hesabından kapsamlı bir değerlendirme yayımlayan Mehmet Uçum, AİHM kararlarının Türkiye’deki yargı sistemi içindeki konumuna ilişkin kendi hukuki görüşünü paylaştı.
Uçum şu ifadeyi kullandı:
“Asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar talidir.”
Milli yargı bağımsızlığının yalnızca yasama ve yürütme karşısındaki bağımsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Uçum, ulusal yargının ülke dışındaki kurum ve güç odakları karşısında da bağımsızlığını koruması gerektiğini belirtti.
Uluslararası sözleşmelerin ve uluslararası yargı mercilerinin ulusal mahkemelerin bağımsızlığını ortadan kaldıracak biçimde yorumlanamayacağını savundu.
“AİHM hiyerarşik üst yargı mercii değildir”
Uçum’un açıklamasında öne çıkan temel hukuki argümanlardan biri, AİHM’in Türk mahkemelerinin üzerinde bir temyiz veya üst derece mahkemesi olmadığı yönündeki değerlendirmesiydi.
Uçum, AİHM denetiminin bir hiyerarşik yargı denetimi olmadığını belirterek, ulusal mahkemelerin kararlarının AİHM tarafından doğrudan ortadan kaldırılmadığını ifade etti.
Türkiye’de AİHM ihlal kararları sonrasında yargılamanın yenilenmesine ilişkin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine işaret eden Uçum, yeniden yargılama sırasında nihai değerlendirmenin yine ulusal mahkemeler tarafından yapılacağını savundu.
AİHM kararları bağlayıcı mı?
Uçum’un açıklamasındaki “AİHM kararlarında esastan kesin bağlayıcılık hiçbir aşamada yoktur” değerlendirmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesine ilişkin resmi yorumdan farklı bir hukuki yaklaşımı ifade ediyor.
AİHS’nin 46. maddesi açık biçimde, taraf devletlerin kendilerinin taraf olduğu davalarda AİHM’in kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ettiğini düzenliyor. Kararların uygulanması ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor. AİHM’in güncel 46. madde rehberi de kesinleşen kararların taraf devlet açısından bağlayıcı olduğunu belirtiyor.
Bu çerçevede AİHM, ulusal mahkemelerin üzerinde klasik anlamda bir temyiz mahkemesi değil. Ancak Türkiye’nin de taraf olduğu AİHS uyarınca Türkiye’nin taraf olduğu kesin AİHM kararlarına uyma yönünde uluslararası hukuk yükümlülüğü bulunuyor. Kararın iç hukukta hangi yöntemle uygulanacağı ise davanın niteliğine ve alınması gereken bireysel ya da genel tedbirlere göre şekilleniyor.
Amor’un Kavala açıklamasına sert tepki
Uçum, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un AİHM kararının ardından yaptığı değerlendirmeleri de hedef aldı.
Amor, Silivri’de yaptığı açıklamada AİHM’in son Kavala kararını Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmasına verilen en açık yanıtlardan biri olarak değerlendirmişti. Amor ayrıca kararın Türk yargısının güvenilirliği açısından ağır sonuçlar doğurduğunu savunmuş ve Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulunmuştu.
Uçum ise Amor’un sözlerine şu ifadelerle tepki gösterdi:
“Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un küstah ve asılsız açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanına dil uzatamaz.”
Uçum, Türk yargısının bağımsızlığına yönelik dışarıdan yapılan değerlendirmeleri de kabul etmediğini belirterek Avrupa ülkelerini ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve mülteci hakları konusunda eleştirdi.
AİHS’den çıkış ihtimalini gündeme getirdi
Mehmet Uçum’un açıklamasının siyasi açıdan en dikkat çekici bölümü ise Türkiye’nin AİHS sistemindeki geleceğine ilişkin değerlendirmesi oldu.
Uçum, AİHM’in Türkiye’ye yönelik kararlarının siyasi nitelik taşıdığını savunarak şu ifadeleri kullandı:
“AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiç bir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor.”
Uçum, Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verildiğini düşündükleri sürecin devam etmesi durumunda böyle bir değerlendirmeyi kaçınılmaz gördüğünü söyledi.
Bu açıklama Türkiye Cumhuriyeti’nin AİHS’den çekilmesine yönelik alınmış resmi bir devlet kararı anlamına gelmiyor. Uçum’un sözleri, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı sıfatıyla yaptığı siyasi ve hukuki değerlendirmeyi ifade ediyor.
Kavala kararının uygulanması tartışması yeniden gündemde
Osman Kavala dosyası, Türkiye ile Avrupa Konseyi arasındaki ilişkilerde uzun süredir tartışmalı başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.
AİHM’in 2019’daki ilk Kavala kararının ardından kararın uygulanmaması nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHS’nin 46/4. maddesindeki ihlal prosedürünü işletmişti.
AİHM Büyük Dairesi’nin 25 Ağustos’ta açıkladığı yeni kararda ise Türkiye’nin Kavala’yı mümkün olan en erken tarihte serbest bırakması ve mahkûmiyetinin sonuçlarını ortadan kaldırması gerektiği açık şekilde belirtildi.
Uçum’un karara yönelik sert çıkışıyla birlikte, Türkiye’de AİHM kararlarının uygulanması, ulusal yargı bağımsızlığı ve AİHS’den kaynaklanan uluslararası yükümlülükler konusundaki tartışmaların yeniden yoğunlaşması bekleniyor.









