Dışişleri Bakanı Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın yapısı, bölgesel güvenlik hedefleri ve üye ülkelere getirdiği yükümlülüklere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Fidan, anlaşmanın teknik açıdan NATO Antlaşması'nın kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesiyle aynı nitelikte olduğunu belirtti.
AAtölye'de Anadolu Ajansı Editör Masası'nın konuğu olan Dışişleri Bakanı Fidan, dış politikadan bölgesel güvenliğe, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndan İran ve Gazze'deki gelişmelere kadar gündemdeki birçok başlık hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı değerlendiren Fidan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın dış politika yaklaşımlarının savunma ve bölgesel istikrar temelinde şekillendiğini söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye dış politika tavırlarına baktığınız zaman yayılmacı politikaları olan ülkeler değil. Kendi sınırları içerisinde, kendi dertleriyle, kalkınmalarıyla meşgul, mümkünse de iyi ilişkiler ve komşuluklar yoluyla da bulundukları ortama pozitif katkı sağlamak isteyen ülkeler"
Üç ülkenin farklı askeri, siyasi ve stratejik özelliklere sahip olduğuna işaret eden Fidan, oluşturulan yapının saldırgan değil savunmaya dayalı bir güvenlik anlayışı taşıdığını vurguladı.
Fidan'ın açıklaması:
"Şimdi biz bu ülkelerle bir araya geldiğimiz zaman tabiatıyla savunmaya yönelik bir örgüt oluyoruz. Yani ofansif gidelim şurada da hep beraber şunu yapalım şunu edelim tarzında bir yaklaşım değil. Dolayısıyla bölgede ister bölge içinden ister bölge dışından saldırıya uğramadığı sürece bu ittifakın herhangi bir ülkeyle alıp veremediği olamaz. Ama bölgesel istikrara katkıda bulunmak için tabii ki ortaya koyduğumuz bu güç kompozisyonun yapıcı katkısı olacaktır"
Fidan, anlaşmanın İran'ı hedef alan bir yapı olmadığının da altını çizdi. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na taraf ülkelere saldırmayan hiçbir devletin ittifak açısından hedef olarak görülmediğini ifade etti.
Anlaşmanın hukuki, siyasi ve stratejik yönleriyle ayrıntılı biçimde değerlendirildiğini kaydeden Fidan, benzer savunma anlaşmalarının geçmişte NATO üyesi ülkeler arasında da yapıldığını hatırlattı.
"Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli"
Türkiye'nin bölgesel güvenlik yaklaşımının temelinde bölge ülkelerinin kendi sorunlarına daha fazla sahip çıkmasının bulunduğunu belirten Fidan, dışarıdan müdahalelerin birçok durumda sorunları çözmek yerine daha ağır hale getirdiğini söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli. Çünkü dışarıdan gelen hegemonlar, bölgedeki sorunları çözmüyor, daha da akut hale getiriyor, maliyeti çok yüksek oluyor. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini, kendi ekonomik istikrarlarını, kendi kalkınmalarını, kendi refahlarını, kendilerinin aslında garanti altına alıcı daha kurumsal noktalara gitmeleri gerekiyor"
Türkiye'nin bölgedeki ülkelerin büyük bölümüyle güçlü ilişkiler yürüttüğünü ifade eden Fidan, ancak siyasi konjonktüre göre değişebilen ilişkilerin daha kurumsal ve sürdürülebilir bir zemine oturtulması gerektiğine dikkat çekti.
Fidan'ın açıklaması:
"Ama bunlar gerçekten konjonktüre, siyasi algılara, anlayışlara dayalı, her an değişebilen yapıda olan ilişkiler idi. Ama Türkiye'nin dış politikası uzun zamandır Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde aynı. Biz bunu daha kalıcı hale getirmenin daha faydalı olduğunu hep düşündük. 'Aradaki kardeşlik ilişkisi' dediğimiz veya 'ilişki' dediğimiz konuların daha yapısal, daha profesyonel, daha kendi kendine gidebilen bir noktada olması gerekiyor bütün bölgenin istikrarı için."
Bölgesel ekonomik yapılanmaların sağlıklı biçimde kurulabilmesi için öncelikle güvenliğin tesis edilmesi gerektiğini belirten Fidan, tarihte benzer örneklerin bulunduğunu dile getirdi.
Fidan'ın açıklaması:
"Bir bölgede aslında savunma ittifakına ihtiyaç var. Ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edemiyorlar. Bu tarihin de gösterdiği bir husus. Biz bunu Avrupa Birliği'nde de gördük. Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içinde Avrupa ekonomik toplumunun hayata geçtiğini, daha sonra bunun evrildiğini gördük. Burada da bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi, en azından durdurulması ve daha büyük ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkının refahının ilerletilmesi konusunda büyük bir irade var."
Sürecin henüz başlangıç aşamasında olduğuna dikkati çeken Fidan, buna rağmen gerekli düşünsel hazırlıkların, kavramsal çalışmaların ve planlamaların uzun süredir yürütüldüğünü söyledi.
"Teknik olarak, NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı"
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın kurumsal yapıya dönüştürülmesi için de çalışmalar yapıldığını açıklayan Fidan, yaklaşık 2 yıl 8 aydır ortak ülkeler ve bölgedeki diğer aktörlerle görüşmeler yürüttüğünü bildirdi.
Fidan'ın açıklaması:
"Bunları yaparken ne türden sorunlarla karşılaşacağız, onları biliyoruz. Bunları tam 2 yıl 8 aydır ben ortaklarımızla, imza attığımız ortaklarla ve diğer bölge ülkeleriyle kesintisiz konuşuyorum. Cumhurbaşkanı'mız lider seviyesinde yaptığı görüşmelerde tabii hep gündeme getiriyor"
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın yaklaşık iki yıldır hazırlandığı yönündeki soru üzerine Fidan, sürecin düşünce aşamasından somut bir anlaşmaya dönüşmesine dikkat çekti.
Fidan'ın açıklaması:
"Tabii, bunun fikir düzeyinden kavrama, kavramdan anlaşma noktasına geçmesi"
Fidan, anlaşmanın kolektif savunma açısından taşıdığı niteliği ise NATO'nun 5. maddesi üzerinden anlattı.
Fidan'ın açıklaması:
"Zaten onun için bir güvenlik paktı kuruyorsunuz. Onun için nihai derecede bir ittifaka katılma kararı alıyor diğer ülkeler. Birbirinin koruyucu desteğinden faydalanmak için"
Anlaşmanın taraf ülkelere belirli sorumluluklar yüklediğini belirten Fidan, Türkiye'nin 1952 yılından bu yana NATO üyesi olduğunu ve uzun yıllardır ittifakın işleyişine ilişkin doğrudan tecrübeye sahip bulunduğunu hatırlattı.
NATO'nun tarihi boyunca ortak askeri müdahale kararlarının oldukça sınırlı olduğunu belirten Fidan, ittifakların temel fonksiyonlarından birinin caydırıcılık olduğuna işaret etti.
Fidan'ın açıklaması:
"Bir; Afganistan'daki bir hususu destekledi, bir de Kosova'da destekledi. Onun dışında NATO'nun hazırlıkları, NATO'nun en büyük caydırıcılığı defensive pozisyonda bir caydırıcılık yeteneği geliştirmek. 'Sen, bana saldırsan ben hazırlığını yapmış, bu kadar büyük bir topluluğa sahip askeri gücüm. Benim gücümü test etme. Dolayısıyla ben saldırıya uğramıyorum. Benim bulunduğum coğrafyada siyasi, ekonomik ne kadar sorunu varsa hallederek kalkınıyor ve daha normal bir yolda gidiyor"
Fidan, güvenlik ortamının ekonomik ve siyasi gelişmenin önünü açtığını, savaş, şiddet ve çatışmanın ise kalkınmanın önündeki en büyük engeller arasında bulunduğunu söyledi.
"Biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz"
Mekke Savunma İttifakı'nın yalnızca dışarıdaki aktörlere mesaj veren bir yapı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Fidan, anlaşmayı imzalayan ülkelerin birbirlerine karşı güvence vermesinin de önemli olduğunu vurguladı.
Fidan'ın açıklaması:
"Caydırıcılık gücünüzü artırıyorsunuz. İkinci bir hususta, bu türden ittifaklara girmenin yolu, bir dışarıya mesaj vermekten ziyade, bu ittifaka imza atan ülkeler birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, aslında birbirlerinin güvenliğine tersine garanti olacaklarını ortaya koyuyorlar, taahhüt ediyorlar. Başlangıç noktası bu. Bir güvenlik ittifakına girdiğiniz zaman dışarıdaki bir aktöre karşı değil, içeride 'biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz, birbirimizden diğerine zarar gelmez' meselesi"
Fidan, bu güven ortamının ittifakın başlangıç noktalarından biri olduğunu, ilerleyen süreçte ise mevcut tehditlere göre ortak çalışmalar yürütüleceğini kaydetti.
Anlaşmanın bir ülkeye saldırılması durumunda otomatik olarak nasıl bir sorumluluk doğuracağına yönelik soruya da yanıt veren Fidan, uygulamanın ilgili kurulların kararları doğrultusunda şekilleneceğini açıkladı.
Fidan'a yöneltilen soru:
"En çok merak edilen konu, saldırı durumunda hemen bir yükümlülük doğuyor mu? Bu yükümlülük nasıl işlevsel hale gelecek"
Fidan'ın yanıtı:
"Anlaşma metnine bakıldığında orada genel taahhütler var. Bu genel taahhütlerin hangi pratikte ne şekilde hayata geçeceği her zaman için ifade ettiğim gibi tartışmaya ve ilgili kurulların karar almasına bağlı"
Fidan, saldırıya uğrayan ülkenin öncelikle yardım talebinde bulunması gerektiğini ve ihtiyaç duyulan desteğin niteliğini de yine söz konusu ülkenin belirleyeceğini söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Der ki 'benim istihbarata ihtiyacım var, lojistiğe ihtiyacım var, mühimmata ihtiyacım var, olmadı, daha ileri safhada askeri ünitelere ihtiyacım var. Bunlar çok aşamalı, tehdidin boyutuna göre değişen hususlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda bizim ortaya koyduğumuz perspektif şu, şimdi bizim bir yapısal olarak bakanlar komitesi olacak. Aynı NATO'da olduğu gibi dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanının olduğu siyasi ve askeri komite var. Siyasi ve askeri komite, liderlerin ortaya koyduğu vizyonu, bu ittifak içinde karara bağlayan, çalışmaları yapan komite. Bunun ortaya koyduğu vizyonu hayata geçirecek bir genel sekreterlik olacak, bir teşkilat olacak."
"3 ülke liderleri arasında konuşulan konu, savunma sanayi işbirliği"
Kurumsal yapının yalnızca anlaşmanın imzalanmasıyla sınırlı kalmayacağını belirten Fidan, oluşturulacak genel sekreterliğin üç ülke arasındaki savunma ittifakıyla ilgili kararları ve uygulama süreçlerini sürekli takip edeceğini söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Biz burada imza attık, ayrıldık, yok. Bu Genel Sekreterlik daha sonra 3 ülke arasındaki bu savunma ittifakıyla ilgili konuları yakından takip edecek, alınan kararların uygulanmasını. Burada şu anda çalışmaya başlamadık, daha imzalar yeni atıldı. İlk komite toplantısından sonra muhtemelen bakanlar olarak liderlerin onayına sunacağımız hususlar, sekreteryanın kurulması, yapısı, işleyişi ve verilecek ilk ödevler olur."
İttifakın askeri alanda da çok sayıda çalışma başlığı bulunduğunu aktaran Fidan, farklı orduların birlikte hareket edebilmesi, eğitim faaliyetleri, lojistik, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayisinin öncelikli alanlar arasında yer aldığını söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Burada tabii çok fazla husus var askeri konular yani 'ortak çalışabilirlik' dediğimiz yani NATO'da 'interoperability' diye kavramsallaştırılan çok önemli bir husus var. Yani farklı ordu yapıları olan ülkelerin beraber bir arada iş görebilmesi, çalışabilmesi, karşılıklı eğitim, destek hususları, lojistik mevzuları, tehdit analizleri, istihbarat paylaşımı ve en önemlisi savunma sanayi alanlarında işbirliği. Dün en çok liderler arasında konuşulan konu, savunma sanayi alanındaki işbirliği ve buradaki teknolojilerden ülkelerin birbirinden istifade etmesi."
Bu sürecin süreklilik isteyen ciddi bir kurumsal yapılanma olduğuna değinen Fidan, ittifakın kriz ortaya çıktığında hatırlanan geçici bir mekanizma yerine devamlı çalışan bir sisteme dönüşmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Fidan'ın açıklaması:
"Ülkeler sıkıştıkça 'ya biz ne yapacaktık beraber' deme durumunda olmayacaklar. Bizim her zaman için yani vurguladığım husus, dış politikada veya herhangi bir konuda başarıyı rastgeleliğe bırakmamak gerekiyor, kurumsallaştırmak gerekiyor. Devamlı hale getirmek gerekiyor"
İttifakın başlangıçta üç ülke üzerine kurulduğunu belirten Fidan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan için şu ifadeyi kullandı:
"Bu 3 ülke, çekirdek ülke"
"Türkiye sorumluluklarının bilincinde"
Türkiye'nin NATO üyeliği ile yeni bölgesel ittifak arasında bir çelişki bulunmadığını ifade eden Fidan, Ankara'nın farklı coğrafyalardaki sorumluluklarını birlikte yürütebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Türkiye de tabii ki sorumluluk bilincinin farkında olan bir ülke. Biz hiçbir şekilde bu farklı coğrafyaları, farklı öncelikleri birbiriyle çatışır halde tutacak durumda değiliz"
Türkiye'nin bölgesel güvenlik yaklaşımının Avrupa güvenlik mimarisiyle de birlikte ele alınabileceğini belirten Fidan, Ankara'nın çok sayıda stratejik coğrafyayla doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekti.
Fidan'ın açıklaması:
"Türkiye coğrafyası itibariyle Kafkaslar, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden Avrupa, daha geniş Avrupa coğrafyasına yönelik bir stratejik oryantasyonu var. Burada her bir stratejik havza için sizin bir perspektif geliştirip, bu perspektifleriyle gerilim alanları oluşsa da uyumlaştırmanız gerekiyor"
Türkiye'nin NATO içerisindeki konumu nedeniyle Orta Doğu ve Kafkasya gibi farklı güvenlik bölgelerini aynı anda değerlendirmek durumunda olduğunu kaydeden Fidan, her stratejik havzada şartların birbirinden farklı olduğunu söyledi.
Türkiye'nin hegemonik bir yaklaşım yerine bölge ülkeleriyle birlikte hareket etmeyi tercih ettiğini dile getiren Fidan, Kafkasya'daki gelişmeleri de bu bakış açısıyla değerlendirdi.
Fidan'ın açıklaması:
"Biz hegemon bir anlayışla gitmediğimiz için bunu bölge ülkeleriyle beraber yapmamız lazım. Kafkaslardaki anlaşma sonrası inşallah, şu anda ateşkes var, güzel işleyen bir ateşkes. Ermenistan ile Azerbaycan, kalıcı barış anlaşmasına doğru ilerliyorlar ve biz bunu destekliyoruz. Bunu desteklerken kafamızda bir güvenlik ve ekonomik mimari perspektifi var"
Benzer modellerin Kafkasya ve Orta Asya'da uygulanıp uygulanamayacağına yönelik soruyu da yanıtlayan Fidan, bölgesel ihtiyaçların farklılık gösterebileceğini belirtti.
Fidan'ın açıklaması:
"Bunlar gerektiği zaman inşa edilebilir. Zaman zaman ekonomiye daha fazla ihtiyaç olabilir. Ama Orta Doğu'nun en büyük problemi şu anda biliyorsunuz, karşılıklı savaşlar, güvensizlikler ve çatışmalar olduğu için güvenlik mimarisiyle başlamak gerekiyor. Avrupa'da da, bir güvenlik mimarisi arayışı var"
Fidan, Türkiye'nin uzun vadede Avrupa ve Orta Doğu'daki güvenlik mimarilerinin birbirine uyumlu hale getirilmesinde önemli rol oynayabileceğini ifade etti.
Fidan'ın açıklaması:
"Avrupa ile Orta Doğu güvenlik mimarilerinin Türkiye üzerinden uzun vadede hatta orta vadede uyumlaştırılması da mümkün. Bunun zihinsel ve düşünsel hazırlıkları aslında oturmuş durumda. Yani biz bu konuda senaryoları çalıştığımız zaman, çünkü Avrupa'da da çok fazla yayılmacı bir anlayış yok. Onlar da bulunduğumuz yerde bize kimse saldırmasınlar, biz ekonomimiz, kalkınmamız iyi olsun (ekonomide) rekabet edebilir durumda olalım algısında olan, bir devlet anlayışı var. Biz bu stratejik konumlandırmaların uyumlaştırılabileceğini açıkçası düşünüyoruz. Ama dediğim gibi ben her iki tarafla da hem Orta Doğu'daki hem Avrupa'daki ortaklarımızla çok uzun süredir tartıştığımız konular ağır ağır oluşa geliyor. Bunlar genel manada kabul gören hususlar ama pratikte hayata geçmesi zaman alıyor. Avrupa'daki dönüşüm daha uzun zamanlı bir dönüşüm olacak."
"Katılmak isteyen başka ülkeler de var"
Mekke Anlaşması'na üç kurucu ülkenin dışında katılma talebinde bulunan başka devletlerin de olduğunu açıklayan Fidan, söz konusu ülkelerin isimlerini paylaşmadı.
İttifakın oluşturulma aşamasında yeni ülkelerin katılım modelinin ortaklar arasında tartışıldığını belirten Fidan, üç ülkenin çekirdek yapı olarak hareket etmesi yönünde bir yaklaşım benimsendiğini söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Diğer ortaklarımızın ağırlıklı tercihi bu anlaşmadaki ilgili maddeyle de ifade edildiği gibi üç ülke kurucu çekirdek ülke olsun. Prensipleri, standartları ve yani bu yapının bekasını belirlemede aktif rol oynasınlar. Ama bu çekirdek ülkelerinin onayıyla da diğer ülkeler buraya katılsınlar. Cumhurbaşkanımızın vizyonunda zaten bizim üç ülkeyle sınırlı kalmamamız daha da büyümemiz"
Fidan, Mekke Anlaşması'nın bölgesel istikrar bakımından taşıdığı öneme de dikkat çekti.
Fidan'ın açıklaması:
"Bu bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım. Bakın bu bölge son 100 yıldır Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinden beri istikrarsızlıkla anılan bir bölge. O veya bu şekilde. Ama artık bölge ülkeleri yani kendileri bir araya gelerek kendi sorumluluklarını üstlenerek bir önemli adımlar atıyorlar"
Pakistan'ın ittifakta yer almasının, girişimin klasik Orta Doğu coğrafyasının ötesinde daha geniş bir güvenlik alanını kapsadığını gösterdiğini belirten Fidan şöyle konuştu:
"Yani bu daha geniş bir bölgeden biz olaya bakıyoruz. Bu da önemli bir husus bizim açımızdan"
Fidan, oluşumun isminin şimdilik "Mekke İttifakı" veya "Mekke Savunma İttifakı" olarak kullanıldığını, kesin adlandırmanın ilerleyen dönemde netleşeceğini ifade etti.
"Biz Türkiye olarak taraflarla konuşuyoruz"
ABD-İran krizine de değinen Fidan, uluslararası toplumun öncelikli gündemlerinden birinin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik uzlaşma olduğunu söyledi.
İran ile ABD arasında 14 Haziran'da Pakistan'ın arabuluculuğunda varılan mutabakata değinen Fidan, ilk aşamada ABD'nin İran'a ait dondurulmuş varlıkları serbest bırakması karşılığında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve İran'ın bu güzergâhtan yapılacak geçişlerden 60 gün boyunca ücret almaması konusunda karar alındığını hatırlattı.
Tekliflerin giderek olgunlaştığını ifade eden Fidan, Umman ile İran arasındaki prosedür konusunda tam mutabakat sağlanması halinde sonuç alınabileceğini ve tarafların buna yaklaştığını belirtti.
Fidan'ın açıklaması:
"İran'ın içerisinde zaman zaman karar alma süreçlerinin uzayabildiğini de görüyoruz, anlaşılabilir nedenlerden dolayı. Liderliğin içerisinde bulunduğu durum, güvenlik tehdidi, ulaşılabilirlik de önem taşıyor"
Bölge ülkelerinin yanı sıra ABD, Avrupa ve Asya'daki birçok ülkenin Hürmüz Boğazı'nın kısa sürede yeniden açılmasını istediğini aktaran Fidan, Türkiye'nin de diplomatik temaslarını sürdürdüğünü söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Biz Türkiye olarak taraflarla konuşuyoruz. Olayda tıkandığını düşündüğümüz yer varsa, açılmasına çalışıyoruz"
Tarafların doğrudan görüşebildiğini belirten Fidan, boğazdan geçişlerin hangi sistem içerisinde gerçekleştirileceğine yönelik müzakerelerin devam ettiğini dile getirdi.
Fidan'ın açıklaması:
"Belki bir iki tane boğazda sınırı olan ülkelerden ilave bir iki katkı gelebilir"
"İsrail'in en çok korktuğu şey, uluslararası izolasyon"
Gazze Barış Planı'na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fidan, ikinci aşamaya geçişin temel başlıklarından birinin belirli şartlar karşılığında Hamas'ın silah bırakması olduğunu söyledi.
İsrail'in bu sürecin başlamasına yönelik tereddüt gösterdiğini ifade eden Fidan, İsrail'in Filistin meselesindeki yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Fidan'ın açıklaması:
"İsrail, buna başlamakta tereddüt etti. Biz, İsrail'in stratejilerini çok iyi biliyoruz. İsrail, belli konuları Hamas'ın ve Filistinlilerin diplomatik olarak çözebilecek kabiliyette olduğunu hiçbir zaman için düşünmedi. Dolayısıyla bu konularda böyle bir tavır içerisinde oldu. Çözüldüğü zaman hep bir sonraki noktaya erteledi"
Hamas'ın teklifi kabul etmesinin ardından İsrail'in 18 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırısını hatırlatan Fidan, uluslararası kamuoyunun İsrail'in uygulamalarına yönelik yaklaşımının değiştiğini savundu.
Fidan'ın açıklaması:
"Bu, İsrail'in hep yaptığı bir şey ama artık bu konuda hiç kimsenin İsrail'i destekleyecek bir cümlesi bile yok. Yani en fazla İsrail'i destekleyen siyonist odaklar bile söz konusu bu şey olduğu zaman destekleyemiyorlar"
Fidan, Filistinlilerin Hamas'ın kendi varlığından önce Filistin halkının varlığını esas alan yaklaşımını değerlendireceği görüşünü dile getirdi.
İsrail'in temel hedefinin Gazze'yi Filistinsizleştirmek olduğunu savunan Fidan, bu politikanın engellenmesi için uluslararası siyasi hareketliliğin devam etmesi gerektiğini belirtti.
Fidan, İsrail açısından en önemli risklerden birinin uluslararası alanda yalnızlaşmak olduğunu söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Bugüne kadar elindeki çok geniş imkanlarla ki bu başka ülkelerde bulunan imkanlar, onları kullanarak bir illüzyon oluşturdu dünyada. Bu illüzyonun üzerine inşa ettiği bir siyasal pratik var, şartlar ne olursa olsun sürekli İsrail lehine çalışan. Yani soykırım yapıyor, onda bile bir şey olmayabiliyor. Ama bütün dünya, kendi vicdanı ile 'oluşturulan ilüzyon' arasındaki şeytani farkı artık görüyor.
Bunun sıradan bir yanılsama veya bir hatadan dönme olmadığını ve giderek aslında bir bağımsızlık mücadelesine dönüşmesi gereken bir husus olduğunu, dünyanın aslında bir ahtapotun kolları gibi böyle bir bilgi ve enformasyon ve ilüzyon hareketiyle insanların zihninin birçok noktada şekillendirildiğini, bunun çok katmanlı, çok pratik, çok sistematik bir hareket olduğunu biz biliyoruz aslında yani siyasal şuurlu, farkındalığı yüksek olan, bu coğrafyada yaşayan insanlardan haber değil bu. Biz bunun hep farkındayız."
Bu konudaki farkındalığın dünya genelinde giderek yükseldiğini belirten Fidan, İsrail'in uluslararası izolasyonunun da buna paralel olarak artabileceğini savundu.
Fidan'ın açıklaması:
"Şu anda farkındalık arttıkça artık izolasyonun da daha fazla olacağını görüyor. Burada yeni bir hikaye çıkartılır, yeni bir provokasyon çıkartılır, yeni bir anlatı çıkartılır. Bunlara karşı da hazırlıklı olmak gerekiyor ama işleri artık eskisi bir kolay değil"
Karadeniz'de seyrüsefer güvenliği
Karadeniz'de Türk gemilerini de etkileyen saldırılar hakkında konuşan Fidan, savaşın etki alanının giderek genişlediğini ve ticari gemilerin de saldırılardan etkilenmeye başladığını söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Uyarılarımız maalesef çıkıyor. Savaşın yaygınlaştığı alanlardan biri de Karadeniz'in tamamı oldu. İlk önce askeri limanları, askeri gemileri vuruyorlardı; şimdi ticari bütün gemileri vuruyorlar ayrım yapmadan. Maalesef burada Türk gemileri; Türk sahipli veya Türk bayraklı gemiler de nasibini alıyor."
Yabancı bayrak taşımasına rağmen Türk sahipli gemilerin ya da Türk mürettebatın görev yaptığı gemilerin de saldırılardan etkilenebildiğini kaydeden Fidan, gelişmelerin Ankara tarafından yakından takip edildiğini bildirdi.
Türk gemilerine yönelik saldırıların diğer hedeflere kıyasla oransal olarak daha az olduğunu ancak durumun yine de endişe verici olduğunu belirten Fidan şöyle konuştu:
"Bu konuda Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz birkaç tedbirimiz var. Onları hayata geçiriyoruz"
Türkiye'nin taraflara Karadeniz'deki saldırılara ilişkin bir moratoryum mekanizması kurulması yönünde çağrı yaptığını belirten Fidan, Ukrayna'nın da bu yönde bir talebi bulunduğunu aktardı.
Fidan'ın açıklaması:
"İki tarafa da biz bu konuda bir moratoryum ilan edilmesiyle ilgili bir mekanizma kurulması konusunda çağrımızı ilettik. Ukraynalıların bu konuda bir talebi de vardı zaten. Biz bunu Rus mevkidaşlarımıza da ilettik. Bu konudaki şeyi bekliyoruz"
Fidan, tarafların birbirleri açısından kritik öneme sahip lojistik tesisleri hedef almasının son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.
"Terörsüz Türkiye süreci 2013'te hayata geçmesi gerekiyordu"
"Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Fidan, sürecin başarıyla tamamlanabilmesinin önemli aşamalarından birinin çerçeve yasanın kabul edilmesi olduğunu ifade etti.
Kamuoyunda zaman zaman ortaya çıkan kaygılara değinen Fidan, söz konusu yasanın güvence sağlayan hükümler içerdiğini söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Bu çerçeve yasanın çok iyi yazılmış, garanti altına alıcı hükümleri var. O açıdan güzel bir dili, mekanizması var. O da nedir? Yani örgüt kendi silahlarını bırakmadan, imkan ve kabiliyetlerinden vazgeçmeden bu yasanın sağladığı hususlardan yararlanamayacak"
Örgütün, kapsamlı demokratik reformların gerçekleştirildiği 2013 yılında barışçıl bir sürece yönelmesi gerektiğini belirten Fidan, o dönemde farklı bölgesel ve uluslararası dengelerin etkili olduğunu söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Normalde aslında en son demokratik reformların yapıldığı günden itibaren bunun hayata geçmesi gerekiyordu 2013'te. Biliyorsunuz yani büyük reformlar yapılmıştı. Kimlikle ilgili sorunların hepsinin ortadan kalktığı dönemden itibaren aslında örgütün bu barışçıl yola evrilmesi gerekiyordu. Fakat o zaman, tabii zaman zaman da konuştuk, birtakım bölgesel ve uluslararası değişimlerin ve dengelerin kendi lehlerine çalışacağını düşündüler. Bazıları da farklı şeyler söylediler. Sonuçta ondan istifade etmediler."
Aradan geçen 13 yıllık dönemin ardından bölgesel ve küresel şartların değiştiğini belirten Fidan, demokratik ortam içerisinde hareket edilmesi gerektiğini ifade etti.
Fidan'ın açıklaması:
"13 yıl sonraki gelinen bu aşamada artık bölgesel konjonktürün de küresel konjonktürün de çok fazla lehine olmadıklarını görüyorlar. Türkiye'deki bu demokratik ortamın, herkesin lehine çalışan bu ortamın aslında bir parçası olmaları gerekiyor. Yani (örgüt tarafından) yapılan şeyler, Kürtlerin faydasına olan hususlar değil. Yani daha fazla ekonomik kaybın, daha fazla istikrarsızlığın, daha fazla endişenin oluşmasına katkıda olan bir eylem tarzı. İnşallah uzatılan eli bu sefer tutarlar. Ama ifade ettiğim gibi; yasanın amir hükümleri gerçekten iyi mekanizmalar kurmuş, teyit mekanizmaları var, kurulları var. Yani o konuda müsterih olabilirler."
"ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz"
Türkiye'nin dış politikasını kurumsal ve uzun vadeli bir anlayışla yürütmeye çalıştıklarını belirten Fidan, Türkiye'nin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği'ne (ASEAN) Diyalog Ortağı olarak kabul edilmesini de değerlendirdi.
Bu hedef üzerinde yaklaşık üç yıldır çalışıldığını söyleyen Fidan, ASEAN'ın yaklaşık 700 milyonluk nüfusu ve ekonomik potansiyeliyle küresel ölçekte önemli bir yapı olduğuna işaret etti.
Bölgenin Kamboçya ile Tayland arasındaki sınır anlaşmazlığı dışında genel anlamda istikrarlı bir yapıya sahip olduğunu belirten Fidan, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik fırsatları yakından takip ettiğini söyledi.
Türkiye'nin ASEAN ülkelerinin tamamında büyükelçilik açtığını hatırlatan Fidan, Türk şirketlerinin de bölgede faaliyetlerini ve yatırımlarını artırdığını kaydetti.
Fidan'ın açıklaması:
"Rusya'nın, Amerika'nın, Çin'in, İngiltere'nin, Fransa'nın, Kanada'nın olduğu bir yerde Türkiye ekonomisinin yapısal ortak olmaması kabul edilebilir bir şey değildi. Moratoryum ilan etmişlerdi. Yani ASEAN ülkeleri biz zaten kendimiz azız. Bir de diyalog ortaklarımızla yürütebileceğimiz kapasite imkanlarımız şeklinde. Dünyadan çok fazla talep vardı. Bunlar epey bir süre önce moratoryum ilan etmişlerdi yeni diyalog ortağı kabulüne ilişkin. Ama bizim ısrarlı ve sistemli çalışmalarımızın neticesinde çok şükür bu da hayata geçti. Bundan sonra ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen dış politikanın Türkiye'nin geleneksel etki alanlarının ötesine geçtiğini belirten Fidan, Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik'te ekonomik, ticari, siyasi ve sosyal ilişkilerin sistematik biçimde geliştirildiğini söyledi.
Fidan'ın açıklaması:
"Şuna saplanmıyoruz. Eskinin hatası oydu dış politika yapımının. Yakın bölgenizde olan ateş sizi o kadar içine alıyor ki tarihin aktığı başka yerleri ister istemez pas geçiyorsunuz. Şimdi zihinsel olarak da yapısal ve kurumsal olarak da farklı krizleri aynı anda yöneten imkan ve kabiliyetleri krizleri ve imkanları aynı anda görüp yönetecek zihne ve kurumsal yapıya sahip olmak gerekiyordu. Bizim de yaptığımız o"
Fidan, Türkiye'nin Orta Doğu'da yaşanan bir krizle ilgilenirken Asya-Pasifik'teki ekonomik veya stratejik fırsatları gözden kaçırmaması gerektiğini belirterek, Türk dış politikasının tek bir coğrafyaya sıkışmayan, farklı kriz ve fırsatları aynı anda yönetebilecek kurumsal kapasiteye sahip olduğunu ifade etti.



