Mudanya’da yükselen yıkım feryadı, Türkiye’nin imar planlamasındaki büyük boşluğu gözler önüne seriyor. İmar Barışı sonrası belirsizliğe düşen 10 milyon konut için Meclis’in acil bir yasal düzenleme ile mülkiyet hakkını koruması bekleniyor.
Mudanya başta olmak üzere Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşı ilgilendiren yapısal barınma ve imar sorunu, bugün toplumsal bir kriz boyutuna ulaşmış durumdadır. Büyükşehir Yasası sonrası yaşanan planlama eksikliği ve İmar Barışı sürecindeki belirsizlikler, on binlerce aileyi yıkım tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştır.
Bugün Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde, özellikle de Mudanya’da milyonlarca vatandaş büyük bir yıkım tehdidi altında yaşam mücadelesi veriyor. Ruhsat alamadığı ya da mevcut yapısında zorunlu düzenleme yapmak zorunda kaldığı gerekçesiyle evleri hedef alınan insanlar, kendi imkanlarıyla karşıladıkları barınma haklarını koruyamaz hale getirildi. Ortaya çıkan bu tablo, sadece bireysel mağduriyetlerin bir sonucu değil; ülke genelindeki yapısal bir planlama krizinin yansımasıdır.
2014 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası, köylerin mahalle statüsüne geçirilmesiyle kırsal yaşam biçimini kağıt üzerinde değiştirmiş ancak imar planlarını hazırlama yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Yasaya göre belediyelerin iki yıl içinde yapması gereken imar planları birçok bölgede hala tamamlanmamıştır. Mudanya, bu belirsizliğin en somut örneklerinden biridir. Köylülerin eskiyen ve yıpranan evlerini yenileme talepleri “imar yok” cevabıyla reddedilirken, idarenin kendi eksikliğinin bedeli vatandaşa ceza ve yıkım tebligatlarıyla ödetilmektedir.

Plan yapılmayan alanlarda hayvancılık ve tarım faaliyetlerini sürdürebilmek adına ahır veya basit yapılar inşa eden vatandaşlar, bugün suçlu ilan edilmektedir. Oysa temel sorun vatandaşın kural tanımazlığı değil, idarenin çözüm üretememesidir. 2018 yılında hayata geçirilen İmar Barışı ile devlet bu sorunu hukuken kabul etmiş olsa da, uygulamadaki çelişkili bilgilendirmeler mağduriyeti daha da derinleştirmiştir. Dün başvurusu kabul edilen vatandaşın kapısına bugün yıkım ekiplerinin dayanması, hukuk devleti ilkesi ve vicdanla bağdaşmamaktadır.
Yıkım kararları ne şehircilik politikasına ne de kamu yararına hizmet eder. Aksine, toplumsal huzuru bozar, devlete olan güveni zedeler ve ciddi ekonomik kayıplara yol açar. Mudanya’da bugün yaşananlar, yarın Türkiye’nin her yerinde bir domino etkisi yaratma riski taşımaktadır. Sorun yerel sınırları aşmış, ulusal bir güvenlik ve barınma meselesi haline gelmiştir.
Çözüm için yıkımlar derhal durdurulmalı ve imar planları gecikmeksizin hayata geçirilmelidir. Yaklaşık 10 milyon bağımsız birimi ilgilendiren bu devasa düğümü çözmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kapsayıcı ve adil bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Yapılar kayıt altına alınmalı, mülkiyet hakkı güvence altına alınmalı ve vatandaş bir suçlu gibi değil, çözümün ortağı ve muhatabı olarak görülmelidir. Akıl, hukuk ve vicdan temelinde bir irade sergilenmediği sürece yıkımlar adaleti sağlamayacaktır.