GJ 3090 b'nin yörüngesi şaşırttı
Dünya'dan yaklaşık 73 ışık yılı uzaklıkta bulunan GJ 3090 sistemindeki bir gezegen, yörüngesiyle gök bilimcilerin dikkatini çekti.
2022 yılında keşfedilen GJ 3090 b'nin, ev sahibi yıldızının ekvator düzlemine göre yaklaşık 136 derecelik bir yörünge eğikliğine sahip olduğu belirlendi. Bu değer, gezegenin yıldızının dönüş yönüne ters istikamette hareket ettiğini gösteriyor.
Alt-Neptün sınıfında değerlendirilen gezegenin yarıçapının Dünya'nın yaklaşık 2,2 katı, kütlesinin ise yaklaşık 4,5 katı olduğu belirtiliyor.
Araştırmacılar, gezegenin yörüngesindeki sıra dışı eğikliği La Silla Gözlemevi'nde bulunan NIRPS cihazıyla yapılan hassas gözlemler sayesinde ortaya çıkardı.
Sistemde beklenen devasa yoldaş bulunamadı
Gezegen sistemlerindeki cisimlerin çoğunlukla aynı oluşum diskinden meydana gelmesi nedeniyle, gezegenlerin yıldızlarıyla aynı yönde hareket etmesi bekleniyor. GJ 3090 b ise bu genel tabloya uymayan bir yörüngeye sahip.
Daha da dikkat çekici olan nokta ise gezegenin yörüngesini bu kadar güçlü biçimde değiştirebilecek büyük bir dış gezegen veya kahverengi cücenin sistemde tespit edilmemiş olması.
Yörüngesi bu derece eğik olan bazı gezegen sistemlerinde, büyük bir yoldaş cismin uzun zaman içerisinde gezegenin yörüngesini değiştirmiş olabileceği düşünülüyor. Ancak GJ 3090 b'de böyle bir cismin bulunmaması, araştırmacıları farklı açıklamalar üzerinde çalışmaya yöneltiyor.
Gezegenin oluşumuna ilişkin yeni senaryo
Astronomy & Astrophysics dergisinde yayımlanan araştırmada, sistemin bugünkü yapısının geçmişte yaşanan farklı bir süreç sonucunda ortaya çıkmış olabileceği değerlendiriliyor.
Araştırmacıların üzerinde durduğu senaryolardan birine göre yıldız, geçmişte ters yönde hareket eden ve yıldızın mevcut dönüş düzlemiyle hizalanmayan ikinci bir disk materyaliyle etkileşime girmiş olabilir. GJ 3090 b'nin de bu sıra dışı disk yapısı içerisinde oluşmuş olması ihtimaller arasında gösteriliyor.
Bu senaryo henüz kesinleşmiş bir açıklama değil. Ancak GJ 3090 b'nin sıra dışı yörüngesi, gezegen sistemlerinin oluşumunda yalnızca klasik disk modellerinin değil, daha karmaşık ve geçmişte yaşanmış dinamik süreçlerin de rol oynayabileceğini düşündürüyor.









